Osmanlı Savaş Tarihi

Karaçepüş ve Karatekin Kalelerinin Fethi (1305)

Osman Gâzi’nin 1304 yılında gerçekleştirdiği Güney Sakarya Seferi (Lüblüce, Çadırlu, Lefke, Mekece, Akhisar ve Geyve kalelerinin alınması ile sonuçlanan sefer) sırasında Kütahya’nın güneyinde bulunan Çavdar Tatarları [1] tarafından Eskişehir pazarına bir baskın düzenlenmiştir. O sırada Karacahisar Kalesi’nde muhafız olarak bırakılan Orhan Gazi derhal harekete geçerek Tatarlar’ın peşine düşmüş ve yine Kütahya’nın güneyinde bulunan Oynaşhisarı (bugünkü Çavdarhisar) denilen bölgede yakalayıp Tatarlar’ı yenilgiye uğratmıştır. Olay, Âşıkpaşazâde’nin Tevârîh-i Âl-i Osman adlı eserinde şu şekilde aktarılmaktadır.

“Ve hem şimdiki hînde anlardan dahi vardur kim anlara Çavdarlu derler ol vilâyetde. Osman Gazi kim Lefke gazâsına gitdüğinde bu Çavdar Tatar  Karachisar’un bazarına seğirtmiş Orhan Gâzi dahi haber etmişler, “Tatar bazarı urdu” deyü. Orhan Gâzi dahi Eskişehir’de at na’llandırıyormuş. Heman ki bu haberi işidicek bindi vü sürdü. Oynaşhisarı derler bir viranca hisar vardur dağlar arasında. Tatar’ile ol arada buluşdu. Gözün açdurmayıp Tatar’ı kavradı. Alduğını dökdürdü. Hayli Tatarlar dahi bile tutdu. Karacahisar’a getürdi. Atası gelince sakladı. Osman Gâzi kim geldi. Çavdar Tatar’un oğlunu bile tutmuşlaridi.”

Olayın gelişimi Harita 1’de görülmektedir.

Harita 1-01
Harita 1

Karacahisar’a gelen Osman Gâzi, müslüman bir halk olan Çavdar Tatarları’nı bağışlayarak geri dönmelerine izin vermiştir. Bununla ilgili oğlu Orhan’a: “Oğul! Konşudur. Bu zâlim ve hem Müsülmandur. Kendüye and verelüm. Ve hem beğine dahi bile. Bunu koyuverelüm. Varsun vilâyetüne gitsün” demiştir. Sonrasında Güney Sakarya Seferi’ni yarıda bırakmak zorunda kalan Osman Gâzi, yeni bir sefer hazırlığına başlamıştır. Bir yıl öncesinde (1304) Akhisar (Pamukova) tekfurunun sığındığı ve Osman Gâzi’nin alamadığı Katoikia (Karaçepüş) Kalesi [2] ve İznik ablukasına doğudan gelecek yardımı önlemek üzere 14 km doğuda bulunan Karatekin Kalesi hedef alınmıştır. Osman Gâzi, muhtemel Tatar tehlikesi  ya da rivayete göre hastalığı sebebiyle oğlu Orhan Gâzi ile birlikte Akçakoca, Gazi Abdurrahman, Konur Alp ve Köse Mihal gibi tecrübeli komutanları görevlendirmiştir.

Ertesi yıl [3] Orhan Gâzi komutasındaki kuvvetler, muhtemelen bir yıl önce Osman Gazi’nin sefer güzergâhını takip ederek (Lefke, Mekece, Akhisar) Karaçepüş Kalesi’ne ilerlemişlerdir. Savaşın seyri ile ilgili detaylı bir anlatım sunan Âşıkpaşazâde konuyu şu şekilde aktarmaktadır:

“Çünkim atasından du’â ve himmet kılıcını beline muhkem kuşandı. Sefere niyyet-i gazâ etdi. Evvel doğru Karaçepüş’e yürüdü kim Osman Gâzi dahi varmışidi. Bir konak yer kaldı kim hisara varalar. Ol arada gâzileri üç bölük etdiler. Bir bölüğü varup hisar üzerine düşdü kim Orhan kendü bileyidi. Ve bir bölüğü dahi geceyile hisarun ötesine geçdi. Ve bir bölüğü dahi hisarun yanında bir dereye girdiler. Orhan Gazi bu hisara ceng eder gibi oldu.

Birkaç gün kim ceng etdiler. Hisara zebunluk göstedi, gördüler. Ceng ederken heman dönüben kaçdılar. Kâfir hisardan çıkdılar Türk’ün kaçduğın görüben. Hisar önünde bir Türk buluban tutdular. Hisarun tekürüne getürdiler. Sordu kim: “Dahi Türk var mıdur?” Türk eydür: “Yokdur. Heman varu buyıdı kim kaçup gitdiler.” Tekürbu sözüü işidicek be-gâyet ferahnâk oldu. Câsus göndürdi. Geldiler gördüler, hiç Türk kalmamış gitmiş. Tekür bu haberi bilicek hisar kapusın açdı. Eyitdi: “Varayım Türkün ardını basayum, Türk zebunimiş. Dereden çıkartmıyayın” dedi. Bindi vü sürdü. Hisar yanındagı pusu kapıyı aldı. Yukarudagı duran Türk dahi gözükdü. Tekür eyitdi. “Dahı Türk varımış” ddedi. Döndü. Hisar önündeki Türk’e dahi kendüyi urdu. Boğazı ele verdi. Tutdular, hisara karşu getürdiler. Hisarı aldılar, malını gâzilere verdiler. Sipahisin çıkardılar: Hisarı berkitdiler. Tekürü aldılar. Aşağı yanında Ap Suyu derler bir hisar dahi vardı, ana getürdiler. Anı dahi ahdilen aldılar.”

Rivayette de anlatıldığı gibi Orhan Gazi, Geyve-Sakarya hattındaki dar geçitte/boğazda bir pusu hazırlayarak kuvvetlerini 3 parçaya ayırmıştır [4]. Başlangıçta hisarı kuşatmış bir süre mücadele etmiş ve sonrasında çekilir gibi yaparak daha önce askerlerini pusuya yerleştirdiği bölgeye yönelmiştir. Bir diğer bölük de gecenin karanlığından faydalanarak gizlice hisarın kuzeyine geçmiş ve bu bölgede konuşlanmıştır. Türk kuvvetlerinin çekildiğini gören tekfur, hisarından çıkarak kovalamacaya girişmiş ve bu sırada gece gizlice kuzeye geçirilen kuvvetler hisarın kapısını tutmuştur. Böylece Bizans kuvvetleri tamemen çembere alınmıştır. Pusudaki kuvvetler ile birleşen Orhan Gâzi ise tekrar geri (kuzeye) dönerek hisara yönelmiş ve çemberin içinde kalan Bizans birliklerini mağlup etmiştir. Esir alınanlar içerisinde bulunan tekfur, hisar önüne getirilerek kalenin kapıları açtırılmıştır. Sonrasında tekfur, kalenin yaklaşık 8 km güneyindeki Hypsu [5] (Absu/Ap Suyu) kalesine getirilmiş ve bu kale de aynı yöntem ile teslim alınmasını sağlamıştır. Karaçepüş Kalesi  Konur Alp’a ve Ab Suyu Kalesi Akçakoca’ya uc olarak tahsis edilmiş ve ilerleyen yıllarda Kocaeli, Sakarya ve Düzce havzalarına gerçekleştirilecek akınlar için üs olarak kullanılmıştır. Seferin seyri Harita 2’de görülmektedir.

Harita 2-02
Harita 2

Bizans kaynaklarında ise bu olaya çok benzer bir rivayetten bahsedilmektedir. Çağdaş tarihçi Pachymérés’e göre 1305 yılında Bizans İmparatoru II. Andronikos Paleologos, “Stratopedarch” (ordu komutanı, general) ünvanıyla Sguros adında bir askeri arbaletli (kundakly yay) askerlerden oluşan bir birlik ile Osman Gâzi’ye karşı görevlendirmiş ve kendisine ordu toparlayabilmesi için bir bütçe ayırmıştır. Sguros, yerel unsurlardan oluşan bir kuvvet meydana getirerek Katoikia (Karaçepüş) bölgesine gelmiştir. Fakat, Osmanlı kaynaklarında anlatılana benzer bir şekilde sayıları 5000 kişiyi bulan Türk kuvvetleri belli etmeksizin gece kaleye gelen yolları ele geçirerek pusu kurmuştur. Pachyméres, Orhan Gâzi’nin uyguladığı taktik ile örtüşen bilgiler vermekle birlikte -ki bu, Katoikia’nın Karaçepüş olduğunu kanıtlamaktadır- Sguros’un esir düştüğünü ve kalenin Türkler tarafından zaptedildiğini kaydetmektedir.

Sonrasında planlandığı gibi batıya yönelen Orhan Gâzi, İznik’in doğusundaki Karatekin Kalesi’nin üzerine yürümüştür. Kaleyi kuşatmış ve bir elçi ile teslim olmalarını istemiştir. Orhan Gâzi, Karatekin tekfuruna: “Bu hisarunu bana ver, gine seni hisarunda koyayın, hemin ad benüm olsun. Benüm garazum İznik’dür” demiştir. Bu sözlerin tekfura ağır geldiği ve kaleyi teslim etmediği kaynaklarda belirtilmektedir. Sonrasında kale fethedilmiş ve yağmalanmıştır. Karatekin Kalesi de Osman Gâzi’nin komutanlarından Samsa Çavuş’a, İznik’i muhasar altında tutması ve zaman zaman bölgeye akınlar düzenlemesi için verilmiştir. Seferin ardından Geyve-Sakarya boğazı Türkler’in eline geçerken bölge, yeni bir uc/gazâ bölgesine dönüşmüştür. Aynı zamanda Karatekin Kalesi’nin alınması ile birlikte İznik’e doğudan gelebilecek yardımların önü kesilmiş ve abluka daha da ağırlaştırılmıştır.

Dipnotlar

  1. 13. yüzyıl ortalarında (Kösedağ Savaşı’nın ardından) Anadolu’ya gelen Moğol kabileleri zamanla müslümanlaşmış ve Türkler tarafından “Tatar” olarak anılmıştır. Çavdar Tatarları da Germiyanoğlu beyliği sınırları içerisinde yaşayan Müslüman olmuş Moğol aşiretlerinden/boylarından biridir.
  2. Kalenin yeri ile ilgili net bir bilgi bulunmamakla birlikte Prof. Dr. Halil İnalcık, 1902-1916 tarihli Richard Kiepert’in haritasında Geyve-Sakarya geçiti üzerinde “Tschoban (Çoban) Kale” adlı bir yeri (bugün boğazdaki Şerefiye Köyü’nün güneyindeki kalan bölgeyi) göstermekte ve rivayetlerdeki Karaçepüş Kalesi olduğuna işaret etmektedir. Muhtemelen etimolojik bir yaklaşım yapılarak Çoban Kale, Karaçepüş olarak öngörülmüştür. Çepiş/Çepüş kelimesi özellikle yörükler arasında 1 yaşındaki keçiye verilen addır.
  3. Orhan Gâzi’nin gerçekleştirmiş olduğu bu sefer ile ilgili Osmanlı kaynakları net bir tarih vermezken Pachymérés’in anlatımında seferin Osman Gâzi’nin gerçekleştirdiği Güney Sakarya Seferi’nden 1 yıl sonra yani 1305 yılında gerçekleştiği rivayet edilir.
  4. Klasik Türk savaş taktiklerinden biri olan kuvvetleri parçalara bölmek ve pusu kurmak suretiyle düşmanı şaşırtmak/dağıtmak üzerine kurulu olan taktiği Orhan Gâzi seneler sonra bir kez daha Palekanon Savaşı’nda (1329) Bizans İmparatoru III. Andronikos Paleologos’a karşı uygulayacaktır.
  5. Kalenin yeri ile ilgili net bir bilgi bulunmamaktadır. Bizans kaynaklarında adı anılmazken Osmanlı kaynaklarında “aşağı yanında bir hisar vardı” şeklinde belirtilir. Yine bölgede kapsamlı bir topografik inceleme yapan Prof. Dr. Halil İnalcık’a göre Hypsu (Ab Suyu) bugünkü adıyla Epçeler Köyü’dür ve Geyve’nin 4 km kuzeyinde boğazın/geçidin girişinde yer almaktadır.

Kaynakça

  1. Âşıkpaşazâde, Âşıkpaşazâde Tarihi [Osmanlı Tarihi (1285-1502)], Haz. Öztürk, N., Bilge Kültür Sanat, İstanbul, 2013
  2. Pachymérés G., Bizanslı Gözüyle Türkler, Çev. Barlas, B., İlgi Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2009
  3. Mevlânâ Mehmed Neşrî, Cihânnümâ [Osmanlı Tarihi (1288-1485)], Haz. Öztürk N., Bilge Kültür Sanat, İstanbul, 2013
  4. İnalcık, H., Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları 1302-1481, İslam Araştırmaları Merkezi, İstanbul, 2010
  5. İnalcık, H., Koca-eli Yöresinin Fethi, Kocaeli Tarihi Sempozyumu, 2014

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s