Osmanlı Savaş Tarihi

Bursa’nın Fethi (1326)

Osman Gazi’nin vefatının ardından beyliğin/devletin başına geçen Orhan Gazi, ilk olarak uzun yıllar kuşatma altında olan Bursa üzerine yürümüştür. 1303 yılında gerçekleşen, Bursa ve çevresindeki tekfurlukların oluşturduğu koalisyonun yenilmesi ile sonuçlanan Dimboz Savaşı‘nın ardından Bursa Ovası’nda tartışmasız üstünlük sağlayan Osman Gazi, devam eden yıllarda kalenin dış dünya ile ilişkisini kesmek için kalenin 1,5 km batısına (Kaplıca tarafına) ve 2 km doğusuna (Dağ tarafına) iki havale kulesi yaptırmıştır (Bknz. Aktimur ve Balabancık Kaleleri). Osman Gazi’nin yeğeni Aktimur ve kullarından Balabancık kale komutanı olarak atanmış ve uzun yıllar Bursa’yı muhasara altında tutmuşlardır.

Şüphesiz Bursa Fethi ile ilgili en önemli anekdot, Osman Gazi’nin fetih gerçekleştiği sırada hayatta olup olmadığı konusudur. İlk dönem Osmanlı Tarihçileri bu konuda çoğunlukla Osman Gazi’nin fetihten önce vefat ettiği görüşünü benimsemişlerdir. (Bknz. Osman Gazi’nin Vefatı) Orhan Gazi öncelikle Bursa’nın güneyinde Uludağ’ın engebeli düzlüklerine kurulu olan Adraneia/Adranos Kalesi üzerine yürümüş ve Bursa’nın güneyinden gelebilecek bir yardımı ortadan kaldırmak istemiştir. Tekfur, kaleden ayrılarak kaçma yoluna girmiş ve bu kaçış sırasında bir uçurumdan düşüp ölmüştür. Konuyu Âşıkpaşazâde şu şekilde aktarmaktadır:

“Ve şöyle işitdiler kim Bursa hisârınun kâfirleri açlıkdan gayetde bunalup tururlar. Bir bahâne isterler kim hisârı vireler. ‘Âciz kalmışlardur ve illa gayretlenürler, pâdişâhdan gayrı kimseneye virmezler. Osman Gâzi eydür Orhan’a “Ogul! Sen evün etrafına var kim ol kâfirün atası Dinboz gazâsında benüm Bay Hocam’un [1] düşmesine sebeb ol oldı.” didi. Gine Köse Mihal’ı ve Turkut Alp’ı buna yoldaş koşdı. Ve dahı bir azîz varıdı. Ana Şeyh Mahmud dirlerdi. Anı ve Edebalı’nun karındaşı Ahı Hasan’ı bile diledi. Togrı Atranoz’a çıkdılar. Teküri işitdi kim Türk gelürmiş, kaçdı Alata tagına [2] çıkdı. Hisârı boş kodı. Orhan Gazi yayan olup gazilerle ardın bile sürdi, taga ardınca vardı. Anun ıla bile kaçan il karşu geldiler, tapdılar. Teküri kaçdı. Kaçup giderken bir kayadan uçdı, pare pare oldu. Atranoz’un kal’asını bozdılar, halkına istimâlet virüp emn ü emân ıla yirlü yirine kodılar. Orhan Gazi kim bu temennâyı itdi, göçdi, togrı Bursa’ya geldi. Bınarbaşı’nda suyun ardına kondı.”

Orhan Gazi’nin önce Adraneia/Adranos (Orhaneli) sonra Bursa kalesi üzerine ilerleyişi Harita 1 ve Harita 2 ‘de görülmektedir.

Harita 1-01
Harita 1

Harita 2-01
Harita 2

Hicri 726 (m. 1326) kuşatmanın bizzat başına geçen Orhan Gazi, Pınarbaşı tarafına yerleşmiş ve Bursa tekfuru ile görüşmek için Köse Mihal’i görevlendirmiştir. Adraneaia/Adranos (Orhaneli) kalesinin de düşmesinin ardından çaresiz kalan [3] tekfur kaleyi teslim etmeyi kabul etmiştir. 30.000 florin [4] fidye ile gitmesine izin verilen tekfura Constantinople’a (İstanbul) gitmek üzere Kios’a (Gemlik) kadar eşlik edilmiştir. Konuya ilişkin bilgiyi Âşıkpaşazâde şu şekilde aktarmaktadır:

“Derhal Orhan Gazi Mihal’ı göndürdi. Baras teküre “Hisârı vir.” didi. Baras tekür eyitdi: “İmdi ‘ahd idelüm kimsenün bize zararı irişmeye.” didi. “Hisârı virelüm.” didi. Mihal gelüp bu habarı Orhan Gazi’ye bildürdi. Bu ‘ahdi Orhan dahı kabûl itdi. Tekür gine habar göndürdi. Bana birkaç yarar adam göndürsin, bu hisârdan çıkan kâfiri Türk incitmesün” didi. Mihal eydür: “Ol adamlara buyursun kim geleler.” didi. Tekür eydür: “Ne kim maslahay görürsen ben vireyüm” didi. Mihal otuz bin filoriye sulh itdi. Baras tekür cân ıla kabul itdi…

... Bu fethün tarihi hicretün yidi yüz yigirmi altısında vâki olundı Orhan Gazi elinden.”

Orhan Gazi ile Bursa Tekfuru’nun Yardımcısı Arasında Geçen Diyalog

Kalenin teslim edilmesinin ardından Bursa Tekfuru’nun Yardımcısı şehri terketmeyi reddetmiş, kalmayı yeğlemiştir. Adının Saroz [5] olduğu iletilen bu kişi ile Orhan Gazi arasında geçen diyalog bölgedeki halkın Osmanlı ilerleyişine olan tepkisi yine Âşıkpaşazâde’de şu şekilde aktarılmaktadır:

“Tekürün bir vezîri varıdı. Saroz dirler idi, ol gitmedi. Ve hem bu hisâr virilmege sebeb ol Saroz olmış ıdı, anın dahı mübâlaga çok mâlı var ıdı. Ol dahı kendü ihtiyârıyıla hayli mübâlaga mal getürdi. Orhan Gazi anı gazilere îsâr eyledi. Ve illâ hayli kırılmış kâfirler buldılar. Orhan Gazi bu vezîre sordı kim: “Bu hisârı virmege neden bunaldunuz.” didi. Saroz eydür: “Bir niçe sebeb vardur bunalmamuza ve hisârı virdigümüze.” didi. “Biri budur kim sizün devletünüz yevmen fe yevmen ziyâde oldı, gördük ve bizüm şom devletümüz dutup mün’akis oldı. Tahkîk bildük, sizün devletünüz artdı. Ve bir dahı bu kim baban üzerimüze havâle yapdı gitdi. Anun devleti köylerümüzi dahı zabt itdi. Size muti’ ve münkad oldılar ve bizi hîç anmazlar.” didi. “Niçe ansunlar, râhat oldılar. Sizün arkanuzda biz dahı anı tamâm bildük, biz dahı ol râhatlıga heves itdük. Ve bir dahı bu kim tekürümüz mâl yıgdıi mâl fayide virmedi. Anun içun kim mâl virmege nesne bulamadı. Vaktıyla alacak nesneyi almadı, ihtiyâcumuz oldugı vaktın satıcı bulunmadı. Bu hisâr bize habs oldı. Ve bir dahı nu kim yaramaza uyduk kim Kite teküriyidi. Ve bir dahı bu kim ‘alemün tebedülâtı eksük olmaz. İmdi bu tebeddülât bizde vâki’ oldı.”

Açıkça görülmekte ve benzer bir şekilde dönem tarihçileri tarafından da aktarılmaktadır ki, geniş yetkiler verilen bölge tekfurları halka ağır vergiler uygulamaktaydı. Bunun sonucunda bölgedeki siyasi dengesizlik ve yoğun göçmen nüfusu sebebiyle de zor durumda kalan yerli Bizans halkı, Osmanlı idaresine girdiğinde rahat bir nefes almıştır. Bu durum hem yöre halkının İslam’a geçişini hızlandırmış hem de Osmanlı devlet idaresinin sağlam temeller üzerine yerleştirilmesini sağlamıştır.

Fetih sonrasında Osman Gazi’nin vasiyeti yerine getirilmiş ve naaşı, Bursa Kalesi içindeki Tophane bölgesinde bulunan Gümüşlü Kumbet (Sainte Elie Kilisesi/Manastırı) olarak bilinen yapının içine nakledilmiştir.

Dipnotlar

  1. Âşıkpaşazâde bu noktada tarihsel bir hata yaparak (aynı hatayı Âşıkpaşazâde’den direkt nakleden Neşrî de yapmıştır.) Osman Gazi’nin yeğeni (Saru Batu Savcı Bey’in oğlu) Bay Hoca’nın şehadetini 1303 yılında gerçekleşen Dimboz Savaşı‘nda, Adrenaia/Adranos (Orhaneli) tekfuru elinden gerçekleştiğinden bahsetmiştir. Aynı eserin önceki bölümlerinde ise yazar, Dimboz Savaşı’nda Osman Gazi’nin ailesinden bir diğer yeğeni (Gündüz Alp’in oğlu) Aydoğdu’nun şehit olduğunu aktarmaktadır. Bay Hoca’nın şehadeti bu olaydan yaklaşık 20 yıl önce (1284?) Ermeni Beli Savaşı/Çatışması sırasında gerçekleştiğini aktarmıştır.
  2. Uludağ’ın önceki ismi Keşiş Dağı’dır. üzerinde bulunan Manastırlar sebebiyle bu ismi aldığı düşünülmektedir. Rumca adı ise Olympus yani Yüce/Ulu Dağ’dır. Dolayısıyla o dönemde de Alatag/Ulutag gibi adlarla anılmış olmalıdır. Adrenaia/Adranos (Orhaneli) Uludağ’ın güney eteklerindeki düzlüklerde yer aldığı için tekfurun muhtemelen Bursa’ya sığınmak üzere kuzeye (Uludağ yönüne) kaçtığı düşünülebilir.
  3. Başta Hammer olmak üzere tarihçilerin bir kısmı Bizans İmparatoru II. Adranikos Paleologos tarafından şiddetli bir mukavemete hazırlanan şehre teslim olmaları yönünde emir geldiğini iddia etmektedir.
  4. Hammer, 30.000 florinlik bu fidyenin 1606 yılındaki Zitvatorok Antlaşmasına kadar sabit bir miktar olduğunu ve kalelerin/şehirlerin teslimi sırasında Hristiyan hükümdarların ödemesi gereken mebla olduğunu iletmektedir.
  5. 19. yüzyıl tarihçisi Hammer, İdris-i Bitlisî’nin eserindeki “ol tekvûr-ı Bursa evvela Evrenos-ı bî-hayâ” cümlesinden yola çıkarak bahsi geçen Saroz’un Evrenos Bey olabileceğine hükmetmiştir. Hammer Evrenos’tan bahsederken: “Karesi Hükümeti, Hacı İlbeği’ne verilerek, vezirleri Ece Beğ ve Bursa‟nın eski Rum kumandanı iken İslam’ı kabul etmiş olan Evrenos Beğ’i onun maiyetine verdiler” şeklinde aktarımda bulunmuştur. Tarihçilerin bir kısmı bu görüşü benimserken (ki Evrenos Gazi’nin 1417 yılında vefat ettiğinde 120’li yaşlarda olduğunu kabul etmek gerekir.) bir kısmı da bunun etimolojik bir hata olduğunu kabul etmektedir. İlk dönem Osmanlı kaynaklarında Evrenos Gazi’nin ilk kez 1357 yılında Gelibolu fethinden sonra kariyerine başladığı görülmektedir.

Kaynakça

  1. Âşıkpaşazâde, Âşıkpaşazâde Tarihi [Osmanlı Tarihi (1285-1502)], Haz. Öztürk, N., Bilge Kültür Sanat, İstanbul, 2013
  2. Mevlânâ Mehmed Neşrî, Cihânnümâ [Osmanlı Tarihi (1288-1485)], Haz. Öztürk N., Bilge Kültür Sanat, İstanbul, 2013
  3. Hammer, J., Büyük Osmanlı Tarihi, Çev. Çevik, M., Üçdal Neşriyat, İstanbul, 2003

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s